Türk Telekom’a ilk (somut) rakip çıktı

Cumartesi, Mayıs 17th, 2008 | Güncel >> 1 Yorum

Somut rakip derken , Türk Telekomun altyapısını değil kendi veri ve altyapısını kullanacak olmasından bahsediyorum. NetOne Telekom şirketi, Sabancı ‘a ait olan Turk.Net’i satın alarak , ADSL altyapısı üzerinden hizmet vermeye başladı.Türk.Net Adsl olarak adını duyacağımız bu yeni rakibin tarifeleri hemen hemen TTNET ile aynı sayılır.Yani bence , şuanki hali ile kalkıp da TTNET aboneliğimden çıkıp da o firmadan almamı gerektirecek bi numara yok. Kafama takılan tek bir nokta kaldı, bu yüzden firmanın kendilerine “Telefon aboneliği zorunluluğu sizde de var mı?” gibisinden mail yazdım.Cevabını alır almaz paylaşacağım. Eğer düşündüğüm gibiyse,yani sabit hat zorunluluğu yoksa, kullanmadığım sabit telefonuma zorla cebren ve hile ile her ay sabit ücret ödemekten kurtulmak için hiç tereddüt etmeyecem.Aynı gün Türk.Net Aboneliğine geçeceğim.Yok aynı tas aynı hamam durumu varsa , “Ne anladım ben bu işten!”.

Türk.Net Kampanyaları için sayfasını ziyaret edebilirsiniz.Size tavsiyem , iletişim formundan benim gibi bilgi isteyip , bu konuda milletin ızdırabını dindirmeye teşvik edebilirsiniz.

Güncelleme: İstediğim bilgi 4 gün sonra telefon ile bildirildi.Telefon aboneliği zorunluluğu Türk.Net için de geçerliymiş.Müşteri temsilcisi hanımefendiye “Neden ısrarla abonelik gerekiyor bu internete? Yok mu bu memlekette telefon hattından ayrı bir adsl hizmeti verecek birisi? ” sorunca , işin aslının teknolojinin yetersizliği değil, mahkeme kararlarına bağlı kalınması olduğunu anladım.Yani Türk Telekom lehine sonuçlanan mahkeme sonucunda , “bu memlekette internet kullanan her insanoğlu, kullanmasa da sabit hatta sahip olmalı ve ücretini paşa paşa vermeli” anlamında karar alınmış.Tabiki Türk.Net yada herhangi bir firma bundan sonra da aynı şekilde önce TT aboneliğini şart koşacaklar. Bunun adına ben tekel deyim siz dolandırıcılık deyin.

Popularity: 1% [?]

Muro fanatiklerine müjde

Cumartesi, Mayıs 17th, 2008 | Güncel >> 3 Adet Yorum

Kurtlar Vadisini başladığı günden itibaren takip ederim.Bu dizi 6 sene boyunca gündemden düşmeyen ve izleyici kitlesini koruyan yegane dizi sanırım.Daha önce süper baba’yı bilirim bi de.

Kurtlar Vadisi’nin başarısını korumadaki en önemli meziyeti şüphesiz karakterlerin ilgi çekici rollerde izleyicilerin hayranlığını koruması. Gün geldi Çakır’ın cenazesine gıyabi cenaze namazları kılındı(hatta geçtiğimiz yıl ölüm yıldönümünü gazete ilanıyla Çakır yad ettiler), gün geldi Baron-Polat ilişkisi dikkat çekti. Kurtlar Vadisi ekibi üzerine topladığı ilgiyi bu şekilde korumayı başardı. Bu dizideki son zamanların gözde karakteri de tabiki Muro. Hakkaten enfes bir role bürünmüş bu tipleme. (Parantez arası söyleyim geçen bölümün sonundaki İhlas okuma parodisinin tadı damağımda kaldı.)

Hacı Muro

E tabi bu kadar seveni hayranı olan Muro’yu daha fazla değerlendirmeye karar vermişler.Pana Film , Muro’nun başrolde olacağı uyuşturucu-örgütler ilişkili bir film çekimin planlamasına geçmiş durumda. Sanırım , bu işten hem Pana Film hem Muro(Mustafa Üstündağ) hem de izleyenler fazlasıyla karlı çıkacaktır.Çıktığı gün izleyenlerden biri olurum kesin.

Muro

Popularity: 1% [?]

Bakan’ın katıldığı açılışı işte böyle izlemişler!!

Cuma, Mayıs 16th, 2008 | Eleştiri >> 1 Yorum

Kütahya’da açılış merasimi için Milli Eğt. Bakanı Hüseyin Çelik konuşma yapmış . Bakan’ın ne dediğini hatırlamıyorum ,ama asıl ilgimi çeken nokta , Hürriyet’in sitesinde neredeyse sürmanşet bir resim bu habere yönlendiriyor ziyaretçileri.

Hürriyet'in marifeti Haberin başlığına güldüm biraz , biraz da haber resimine tabi.

“İŞTE açılışı böyle izlediler!”

Sanki kadınları ihbar ediyormuş yada birine şikayet ediyormuş gibi yaygara yapıyor haber başlığı.Hadi görmezlik geleyim dedim ama o da ne ,manşet açıklaması daha ilginç:

“Bir grup kadın ise Bakan’ı ve açılış törenlerini yüzlerini tamamen kapattıkları ilginç kıyafetleriyle işte böyle izliyordu. “[kaynak]

Kütahya’nın yöresel kıyafetli kadınları toplanmış , belki ömürlerinde en fazla 2 defa görecekleri bir resmi tören yada Bakan denk gelmiş , onlar da izlemeye gelmişler.Kütahya’nin yöresel kıyafetleri ile Milli Eğitim Bakanı’nı bu şekilde izlediler diye garip bir yöntemle haberi servis ediyor. Aslında garip değil ,alışkınız Hürriyet’in sarı kartlık pozisyonlarına ama neyse uzatmayayım konuyu,asıl bahse geçeyim.

Hürriyet Gazetesi muhabir(muhbir)’lerini yürekten tebrik ediyorum , bu yönde verdikleri bu çalışmalarına bir nebze olsun destek vermek amacıyla bizim yörelerden de görüntüleri ilgilerine sunuyorum(ihbar ediyorum):

# Varan 1

Kaş Turizm Haftası halka börek ve ayran ikramıyla başladı

İşteeeee Kaş Turizm Haftası halka börek ve ayran ikramıyla başladı.

Ülkemizin turizm cennetinde garip kıyafetli kadınlar turistlerin gözü önünde bu kıyafetlerle gözleme ayran yapıp ikram ettiler bugün. Hangi çağda yaşıyoruz, bu devirde hem de Antalya’da hala köy şalvarı yazmalarla dolaşan kadınlar , çağdaş ülkemizi turistlere kepaze ediyorlar . Biri bu ilkelliği durdursun. Hurriyet bunu manşetine koysun.Detaylar için [kaynak]

Varan 2#

Antalya Mera Açılışı

Antalya’da Aşağıoba beldesinde mera açılışı yapılırken protokol önünde (üstelik AKP belediye başkanının önünde) , kapalı kadın protokole katıldı.Üstelik kimliği belirsiz kadın Vali Yardımcıları ve İl Tarım müdürünün de arasında bulunan şeref konukları ile birlikte kurdele kesme törenine katıldı. Yazık yazık… Kelimeler kıfayetsiz kalıyor hakkaten , ilkellik , ilkellik…. [Kaynak]

Resimler için küçük not geçeyim : Resimdeki teyzelerime saygılar sunarım.Netten bulduğum resimlerde bulunan hiçbir şahsa garezim yoktur , zira amacım onları yüceltmek. Gözleme yapan teyzelerimin ellerinden 2 kere öperim.

Popularity: 1% [?]

Efrasiyab’ın Hikayeleri

Salı, Mayıs 13th, 2008 | Kitaplar >> Yorum Yapılmamış »

Efrasiyab’ın HikayeleriSoğuğu tasvir edip sıcağı sevdiren , savaşı kanlı canlı tarif ederek barışa hasreti azdıran nice eserler okumuştum. Ama böylesini yani Ölümü konuşturup hayata dair düşüncelere sevkeden cinsten bir kitabı ilk defa okudum ve tabiki ilk defa sevdim. Bir hikayeler sofrası düşünün , başrolleri yani sofraya oturan ; çelimsiz , ununu elemiş ipe sermiş , torunlara doymuş , hayata kanmış mütebessim tabiatlı bir ihtiyar ve bu ihtiyarın kalan son borcunu tahsil etmeye gelen duygusuz , soğuk yüzlü Ölüm. Yazarın kaabiliyetinden midir(muhtemelen budur) , konunun sıradışı olmasından ve insanı içine çekmesinden midir bilinmez, kitap okuyucusunu,Ölümü konuşturarak önce hayatın aslında düşlerden ibaret olduğuna inandırıyor ,sonra hayatın hayatta sorgulanamazlığını kanıtlayıp ters köşeye yatırıyor.

Korku,ölüm,maneviyat temalı hikayeleri bir bir soluksuz okurken anlatılan zamanı, mekanları ve de olayları sanki gözümün önündeymiş gibi hissediyor ,yetmezmiş gibi kaptırıp hikayenin bir köşesine de kendimi iliştiriveriyordum Aslında 3′er 5′er cümlelerle özetlenince ne kadar sade ve gerçeküstü hikayeler oldukları anlaşılsa da,anlatımdaki büyü insanın aklını alıyor, boşalan aklın yerine olduğu gibi hikayesini yaşatıyor. Zannımca yazarın en büyük farkı bu.

Her hikayede bir sonraki sayfada acaba ne olacak diye merak uyandırıyor.Masalın sonunu hissetikçe bittiğine mi üzüleyim, yeni bir aleme girileceğine mi sevineyim bilemediğim zamanları hatırlıyorum. Kah Abdulzeyyat ile Acıpayam dağına çıkıp içsel eleştiri ve hakikat arayışına ortak oluyorsunuz , kah Ayvaz Kasap’ın oğullarına kardeş olup ,Hamiyet Hanımın 4 kızından hangisine alıcı gözle bakayım diye tatlı bir düşünceye dalıyorsunuz,kah Diyarbekir’in Dirvana köyü imamı İlimdar ile Zekeriyya dede ve yabani torununa yoldaşlık edip sıradışı bir hac farizasını eda ediyorsunuz,ve daha nice duygulara gark olup Cezzar Dede ve Ölüm’ün oynadığı o güzel oyuna hakemlik ederek kitabı bitiriyorsunuz.
Osmanlı devrini ders kitaplarından bilen,öğrenen biri olmadığım için kitabın diline olan hayranlığım doğal olarak katbe kat arttı. “Geçmiş zaman olur ki.. ” diye başlayan çocukluk devri hikayelerini çağdaş türkçemiz ile değil de , zamanın kendi diliyle dinlemek kitabın tarifindeki tuzla biberin yerini dolduruyor.Ben zaten tuzsuz karabibersiz çorba içmem hayatta.

Cesaretini topladıktan sonra bu kitabı alıp inceleyen Aptülzeyyat, onun Dünya Tarihi adlı bir eser olduğunu gördü.Bir kitaptaki metafizik uykusundan uyanan hayalet,aynı uykuyu bir başka kitapta sürdürmeyi uygun görmüş olmalıydı.Atlattığı onca vartadan sonra harap ve bitap düşmüş olan Aptülzeyyat, o sıcak odada döşeğine kıvrılarak sızdığı vakit,rüyasında kendisini tıpkı o hayalet gibi Dünya tarihi içinde, ama aç bir kitap kurdu olarak gördü.Daha ilk sayfanın üzerinde,iri puntolu,”yasak meyva” kelimesini ısırarak yemeye başladı. İkinci sayfada, “düşüşün azabı”nı tattı. “Mesih’in Etini” yedi, “O’nun kanı”nın lezzetine vardı. “Veba”yı, “Savaşlar”ı ,”Felaketler”i ve daha bir nicesini geçtikten sonra son sayfaya geldi.Bir sapiens olarak artık kozasını örebilirdi. Kozanın içindeki Minerva’nın karanlığında kurtuluşunu bekledi. Zaman geldiğinde , tattığı her güzellikle kanatları süslü bir kelebek olarak karanlıktan ışığa çıktı; artık cennete uçabilirdi.

Arka kapak yazısının endamı insanı cezbetmeye , vicdan azabını deşmeye ,okuma isteğini gıdıklamaya yeter de artar bile. Anlatımı hem sade hem süslü diyebileceğiniz ama hiç sıkılmayacağınız bir dile sahip bu kitabı sanırım her ilde , her ilçede kitapçılarda bulmak mümkündür. Efrasiyab’ın Hikayeleri’ni okuyun ,ruhunuz kıpraşsın, klavye ve monitorden ibaret akşam eğlencelerinizi taçlandırın , artık ben daha ne deyim.

Not: Dikkat ettim de son zamanlarda yazılarıma kadar sirayet etmiş bu kitaplar.Türkçenizi de ilerletiyor demekki.Umarım sıkılmadan okursunuz bu yazımı.

Popularity: 1% [?]

Kitapların En Afyonlusu - Puslu Kıtalar Atlası

Pazartesi, Mayıs 12th, 2008 | Kitaplar >> 2 Adet Yorum

Nice zamandır -ki takriben 4-5 yıla denk düşer- elime kitap alıp okumadım. Arada aklıma gelir yine de maşgaleler arasında hayıflanmalarım da bahanelerim de kısa zamanda eriyip giderdi. Yaklaşık bir ay kadar önce , hayatta yapmaktan hep zevk aldığım olaylardan(ani karar) birini gerçekleştirdim , 3 dakikalık süre içinde , aklıma Amat kitabı geldi, ve “bi de o yazarın ünlü bir kitabı vardı , neydi onun adı ?? ” diye mırıldanarak önünde durduğum kitapçıya daldım ve o 3 dakikanın son saniyelerinde elimde PUSLU KITALAR ATLASI ile kitapçının kapısından çıktım.

Kitapçıda geçen muhabbet de tabi ki çok kısaydı.

ben>> Selamun aleykum hocam,

kitapçı >>Aleykum selam, buyrun,

ben>> Amat kitabının yazarı kimdi hocam? (anket sorusu gibi)

kitapçı>> İhsan Oktay ANAR

ben >> hah, onun kitaplarından birini arıyorum amma ismini hatırlayamadım.

kitapçı >>puslu kıtalar atlası mı , efra…

ben>>hah hah , o valla , var mı

kitapçı>>(raflara bakar ve kısa zamanda çıkarır kitabı)

ben>>ne kadar?

kitapçı>> 14 lira, nakit mi alacaksınız?

ben>> evet, nakit 10 lira dimi (pis pis sırıtarak)

kitapçı>> (mahsun mahsun gülümser) hadi 10 lira olsun.

ve ben kitapla birlikte çıkarım.

aradan 4 gün geçer…..

ben yine aynı kitapçıdayım.

ben>>selamun aleykum

kitapçı>>aleykum selam,

ben>>usta bu ihsan oktay anar’ın kaç kitabı var (toptan perakende)

kitapçı>> var bikaç tane (konuşarak , bi deste kitap çıkarır önüme)

ben>>(EFRASİYAB’IN HİKAYELERİ ‘ni aldım elime) nakit 10 lira mı bu da?

kitapçı>> he yaa , siz geçen gün de gelmiştiniz dimi, ben de diyorum nerden tanıyorum sizi.

ben>>ne alırsan 10 lira yapsana sen abi dükkanı , valla satışları patlatırsın :)

……………………………

(muhabbet uzar hallice)

Puslu Kıtalar Atlası - İhsan Oktay ANAR

ve günlerden bugün ,yani 12 Mayıs.

ben yine aynı kitapçıda ,benzer muhabbetle .

sonrası elimde SUSKUNLAR kitabı ile seğirte seğirte evin yolunu tutuyorum.

arada 15 günlük kopukluk var gibi duruyor dimi. Efrasiyab’ın Hikayelerini 20 gün önce aldım. Hiç utanmadan söylüyorum , Efrasiyab’ın Hikayelerini almamdaki tek sebep PUSLU KITALAR ATLASI’ nı çabuk unutmaktı. Başka bir kitap okuyayım da onu unutayım sonra bir daha okuyayım diye geçti içimden. Çocuk gibiyim sanki.

Nitekim çabuk unutmasam da hikayelerin büyüsüne derinlemesine kapılınca , PUSLU KITALAR ATLASI için tekrar resetlendi kafam. Tekrar okudum o kitabı. Kitapla alakalı detay yazamayacağım şimdilik.

Puslu Kıtalar Atlası , Efrasiyab’ın Hikayeleri ve Suskunlar için ayrıya ve de detaylıca bişeyler karalarım ilerleyen zamanlarda.

Bunca lakırdının arkasından şunları söylemek farz oldu artık.

Ellerine kalemine sağlık İhsan ANAR Hocam , Necip Fazıl‘ın hakkın rahmetine kavuşmadan önceki şaşkın sözleri gibi , nutkumun kesilen anlarında şu tekerlemeyi tekrarladım hep.

“Demek kitap zevki böyle olurmuş”

Popularity: 1% [?]